yukarı çıkalım mı?

zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ağustos 2019 Cuma

Yenik Zaman





Bir süredir yazmak isteyip yazacaklarımı bir bir ipe dizip, kurutuyorum. Hayatımın en ücra köşesine asıyorum sonra. İmlası pek mühim olmayan yanlışların girdabına yem ederim diye bekletiyorum. 

Günün aydınlanması için nemli bir yaz sıcağının arayışındaydım kaç zamandır. Tadını çıkarıyorum şimdi güneşin.Tenimin yavaş yavaş kavrulmasından sonraki oluşacak lekelenmeler için de öyle derin korkularım kalmadı gibi. Limon soda çözer her şeyi. Çözümsüz ne var ki?

24 Mart 2019 Pazar

Kalk Gidelim




Yastığın başucundaki minik defterin uykuları kaçırması pek uzak zamana kalmayacağı belliydi. Sayfalarına düşen notların tarih aralıkları epey açık. Bir var bin yok. Düzensizlik etkileyici bir yaşam felsefesi olmasa da sürdürülebilen bir gerçek. Her şey yeniden başlıyor. On -üç- mart ...Gecenin lisanını çözmek için İzmir semalarından ellerini uzatan bir dostun varlığı yükü kuş tüyünden farksız kılıyor. Dökülüyor bir bir anlatılamayanlar.

20 Ekim 2018 Cumartesi

Tutamazdım




Serin bir yaz gününden kalma ürperti düşlerime dokunuyor. Tuzlu suyun genzimi yakışını hala hissederken ekim ayının sonuna geldiğime inanmak istemiyorum. Gri duvarları renklendirmek adına aldığım boya beklemekten bayatladı.Daha dün gibiydi oysa. Zaman ne çabuk geçiyormuş. 

Valizim boş ve kimsesiz bir odanın köşesinde yaz ayının gelmesini bekliyor. Az eşya az insan çok huzur felsefesine sarılmak epey katkı sağlamış, fark etmeden.. Gece yürüyüşleri daha bir anlamlı. Özellikle yağmurun yağacağını haber eden bulutların gökyüzünde salındığı geceler.. 

8 Aralık 2015 Salı

Üşümeye Başladım



Uzun zaman oldu.. Biraz olsun izin ver ki aramızdaki yabanlığı uzaklaştıralım, yine eskisi gibi parmak uçlarımızın iç gıdıklayıcı dokunuşlarına teslim olup, minik adımlarla kelimeleri raks ettirelim. Geçmişi yad etmenin verdiği huzuru başka nasıl anlatabiliriz yabancıl bakışlara. Hiç değişmeyen, hayatımızı ilmek ilmek dokuduğuna inandığım, karamelimsi kokusuyla mest eden o fon hiç susmasın, çalmaya devam etsin. Kayıp ruhların arasına sızmaktan, ölümden kaçarcasına köşe bucak saklanalım. Yorgun düşmüş hayallerin ardından yeni umutlar savaşına yelken açıp göğüs göğüse çarpışalım. Çiğ taneleri düşerken avuçlarımıza yenik düşmek nedir bilmesin uslarımız.  Soğuk bir şehrin kalbindeki kuşlar misali gökyüzüne beyaz kaleler inşa edelim, kök salmayalım.

23 Nisan 2015 Perşembe

Sonu Gelmeyen Hikayelerin Başkahramanı

Sonu gelmeyen hikayelerin başkahramanı.



Şimdi sen uzaklarda, soğuk bir memleketin kucağında üç kupa kahve tüketmiş ve umursamazlıkla bir günü daha bitirmiş olmalısın. O cool erkek bakışlarınla başka başka  mekana girip, demlenmeyi ve iç gıcıklayıcı müziklerine teslim alışkanlığını devam ettirdiğinden de o kadar eminim ki! Annenin alaca geyiklerden çaldığı bilye tanesi kadar küçük gözlerinle yine hangi günahını temizlemeyi düşünüyorsun kim bilir?  Kısa bir ara ..

27 Aralık 2014 Cumartesi

Bir Acı Çığlık

                                                    Bir Acı Çığlık 




Uzun zamandır suskunluğum ile başbaşayım. Suskunluğun yorgun açlığı karşısında daha nereye kadar dayanabilirim. Tüm sabır taşlarının  çatlayacağı güne kadar sabretmek tek dileğim..  Dudaklarımın mührü kurumuyor inat edercesine. Acının canlı bir kanıtı olarak asılı kalmaya devam edecek boşluğumun başrolünde.  Taçlandırılmış bir yalnızlık ile birlikte.


19 Ağustos 2013 Pazartesi

Sokaktan Bir Kitap Geçti







Mutfak penceremden aylak aylak bakarken gördüm onu ilk. Görüş alanımdan  uzak kalıyordu . Yüz hatları seçmem pek mümkün değildi. İşte tam da o an düşünmeden edemedim. Keşke yüksek çözünürlükteki gözlerimizin de bilmem kaç zoomluk yakınlaştırma özelliği olsa ne makbule geçerdi hani. 

Mekanı; evimden dört blok ötede, dördüncü katın balkonu.. Otuzlu yaşların başında olduğu ve kitap sever birisi olduğunu tahmin ediyorum (belki de yaş tahminin de yanılıyor da olabilirim). Onu neden anlatmak istediğimi de bir türlü anlamlandıramıyorum aslında. Epey karışık ve bir o kadar saçma bir durum . Neden o neden bir başkası değil? Bu göçebenin zihninin en ücra köşesinde uzun soluklu bir yer kazanacak,  eminim..

Hafiften esen sıcaklık esintisini en az ben kadar duyumsuyordu bundan şüphe yok. Ve tabii olarak okuduğu kitabın sayfaları da bu esintiden nasibini alarak okuyucusunun okumakta olduğu sayfaları değiştirme telaşına girişiyordu. Adam hiç aldırış etmeden kitabını okumaya devam ediyordu elbette. 

Ruh halimizin gelgitinin o anda etkileşime geçmesi ile kitapçıda elimize geçen ilk kitabın kapağı. Önce üzerine çizilmiş resim, şekiller ve yazılar dikkatimizi çeker. Ardından kapağı kaldırıp kuş yuvasına ulaşır ve merak ile incelemeye başlarız onu. İşte tam da o an dünya ile bağlantınızın koptuğunu başka bir evrene geçip başka bir hayatın merdivenlerinden tırmandığınızı hissedersiniz. Her adım sizi daha büyük bir merak ve daha güzel bir bahçeye ulaştıracaktır. Daha önce hiç bulunmadığınız yerlerin sıcaklığı, canlılığı, gerçek dışılığı sizi bir bütün olarak yutacaktır.Zamanın ötesine geçtiğinizi, akrep ve yelkovanların sizi hayranlıkla izlemek için sustuğunu asla fark edemeyeceksinizdir. Akbal'ın da dediği gibi "İnsanoğlunun en iyi dostlarıdır onlar. Hepsi  en iyi dostlarımdır benim. Yalnızlığımı unutturmuşlar kimi zaman. Kimi zaman da o yalnızlığımı büsbütün arttırmışlar. Yaşamın anlamını duyurmuşlar bana, anlamsızlığını da..."

Kitaplara dizilen cümlecikler.. Nasıl da merak ederim sizi kaleme alan insanların  duyumsadığı anlık duyguları. Noktasından virgülüne kadar ister direkt olsun ister dolaylı yoldan her iki şekilde de kendini, içindekini, varlığından taşıp geleni okuyucusuna  resim olarak aktarmak isteyen yazarlarınızı..En iyi yazar bir ressamdır benim gözümde. Okuyucusunun okuduğunu yalnızca yazıdan ibaret kalmayarak beynine görsellikle betimleyerek nokta nokta vuruşlarıyla işleyebilmeli. Nakış nakış ilmek ilmek hissedebilmeli yüreğinde o anı.. İşte o yüzden en iyi yazar aynı zamanda en iyi ressam olmalıdır..

Az kalsın unutuyordum. Garip bir güdü ve biraz da etik olmayan bir davranış ile izlediğim kişi o an acaba hangi satırların arasında kaybolmuş hangi satırları dimağında hecelere bölünüyordu. Bunu asla bilemeyeceğim..

Göçebe~


27 Mart 2012 Salı

Kim Demiş Mutluluk Uzak Diye?


Mavi bir gökyüzünün altında çizilmiş sek sek. Şimdi mutluluğu tanımlamaya kalksam tek söyleyeceğim kelime bu olurdu. Sek sek. Geçmişe özlem saatlerine mi girdim ne .. Özlemi anılar geçerken, çocukluğunun alarmı çalmaya başlıyor. Uyanıyorsun. Uyandırılmaktan korkarcasına bir uyandırılmanın eşiğindesin.. Uyanırsan, bir daha uyuyamayabilirsin çünkü.

Sıcağa inat elinde buz gibi dondurma. En sevdiğinden, yani meyveli.Şekerli tadın arasına gizlenivermiş küçük bir ekşimsilik .. Vişne mi bu? Sanırım biraz da limonun vur kaç eyleminden de nasibimi almıyor değilim.

Oyunlardan yorgun düşmene rağmen, o yatağa girme saati sana her daim erken gelir ve çoğu zaman uyumak istemezsin. Annen ise uyumazsan büyümezsin der. Sahi biz büyümek istiyor muyduk ya da buna hazır mıydık? Bu sorulara tam manasıyla bir cevap bulmak mümkün değil. Son kullanma tarihimizin parametrelerinden istatistiksel veriler alınca, pek de hazır olmadığımız kanısına varıyorum ya neyse karıştırmayalım şimdi yoğurt yiyenini..  Neyimize yetmiyor hayat hanemize eklenen saniyeler, dakikalar, saatler, günler, haftalar, aylar, yıllar..

Altmış saniye bir dakika, altmış dakika bir saat, yirmi dört saat bir gün, yedi gün bir hafta, dört hafta bir ay tamam tamam çok karışık bir hesaba doğru yol aldığımın farkındayım.. Hesabı bırakıp hayatı daha yaşanılır hale getirmeye bakalım. Mesela insan neyden mutlu oluyorsa onu yapmalı. Miskinlik ona mutluluk getiriyorsa bırakın miskinlik yapsın, müzik dinlemekten, film izlemekten, yağmurlu bir havada futbol oynamaktan mı hoşlanıyor, bırakın onu mutlu eden şeylerle onu mutlu eden insanlarla birlikte olsun. Mutlu olmaktan kastın ne diye soracak olursanız, mutluluk sanıldığı kadar zor bir şey değildir. Anlık bir olay bile seni gün boyunca mutlu ve hayata karşı  olumlu tutabilir . Bırakın da o mutluluk sizi bulsun. İzin verin elinizden tutsun. Yüzünüze kocaman bir gülümseme çizsin.


Göçebe..