yukarı çıkalım mı?

19 Şubat 2025 Çarşamba

Neler Oluyor, Anlatsana..

Neler Oluyor, Anlatsana..




Zamanın yorgun olmadığı, renkli günlerin güneşe selam durduğu zamanlardan biriydi. Kaldırımların ahenkli taşlarla süslendiği, arabaların trafik kalabalığıyla darlamadığı sokakların, kuşların başka diyarlara  göçmek zorunda kalmadığı mahallenin birinde sıradanlığın sıradan olmadığı bir sabahtı. Arka planda can kırmızısı bir pikaptan yükselen Cuatra Vientos. Açık kalmış  ahşap pencerenin perdeleri,  denizin şarkısına eşlik ederken çay çoktan demini almış.

Sabahın serinliğinde girdiği tuzlu suyun hazzını kaybetmekten korkarcasına minik adımlarla karaya çıktı. Sarı havlusuna sarınıp bir süre daha denizi gözleyip denize altı adım uzaklıktaki tek odalık evine girdi.Kısa kumral saçlarından tuzlu sular kaçışırken, kendi eliyle yaptığı asimetrik kupasına açık çay koydu. Minik bir tepsiye beş siyah zeytin, beyaz peynir, salatalık, domates, çilek reçeli, iki dilim ekmek ile oluşan bir kahvaltı hazırladı kendine.  Giriş kapısının dibindeki beyaz yuvarlak metal masaya hazırladığı kahvaltılık malzemelerini koydu. İçinden Nilipek-Geçmiyor Zaman şarkısını mırıldanırken, içeride unuttuğu çay kupasını almak için geri döndü. Neden sonra sesli söylemediğini düşündü ve içinden geldiği gibi şarkıya için için eşlik etti. Geçmiyor zaman-gelmiyor o an-senden bana kalan güzel her şeyi yakan ...sesin sussun artık..  Bir tufan misali yükseliyordu nağmeler. Oysa zaman, depremlerin durulması adına en etkili ilacını sunmuştu çoktan..

Uzun süren kahvaltıları severdi. En çok  denizin isot kokusunun arasında kendisi gibi kahvaltısının peşinde salınan martıları  seyrederken daha huzurlu olduğu anlarda .. Martıların eğlenceli çığlıkları zihninde yankılanırken hayatta her şeyin yolunda olduğuna dair inancı tamdı. Denizin başlangıcı mı sonu mu olduğu belli olmayan o sonsuz ufuk çizgisinde güneş yavaş yavaş yükselirken günlük planlarını yazdığı minik ajandasının yanında olmadığını, halen sarı havluya sarılı olduğunu anımsayınca yüzünde hafif bir gülümseme çiziverdi. Belki de çıplaklığın huzurla bir ilgisi vardı diye düşünmeden edemedi. Lakin toplum normlarına aykırı davranmanın cezası büyüktü. Bu cezayı göze almak için insanın deli olması gerekirdi. Başını yukarıya kaldırıp gözlerini sımsıkı kapatıp "Acaba ben bir deli miyim" diye düşündü. Gözlerini kapalı vaziyetteyken ayağa kalkıp giyinmek üzere odasındaki eski ahşap gardırobu açtı. 

Mini bir kot şort ve rengi solmuş siyah bir atlet tişört ile kahvaltısına devam etti. Giyinik vaziyette olduğuna göre, delilik ölçerin ibresinden bir nebze kaçabilirdi. Bu ihtimalin bulanıklığında dolanırken kapının eşiğinde yer alan çalılar arasında beyaz bir şey gördü. Ayağa kalkmadan eğildiği anda çalı arasına sıkışan beyaz şeyin bir zarf olduğunu gördü. Zarfta gönderenin adı yoktu. Kimse ona mektup yazmazdı. Bu kimden olabilirdi?

Devamı gelecek...





20 Nisan 2023 Perşembe

Pek Tumturaklı Sayın Seyirciler

Uzun bir aradan sonra perdeleri aralamak ve olan bitene göz atmak  bir hayli zormuş. Açlığından arınmak için masa üzerinde envaiçeşit yiyecek arasında kararsız kalmak ya da tamtakır kuru bakır bir dolabın kapağını sürekli açıp kapamaktan farksız. Her ikisinde de açlığını giderme hissi hüsranla sonuçlanıyor. Yine o açlık hissinden kurtulmak için türlü hamlelerle şansın ne kadar yaver gidecek oluşana dair belirsizliklerin peşinden ayrılmamak adet olmuş. Elden ne gelir
ki? Zihin açlığını  ise yazmak ya da yaz(a)mamak  terbiye edecek olunca, işler daha  karmaşık bir hale bürünüyor. Neden niçin ve zaman çok da yardımcı olamıyor gibi. Sebeplerin kendiliğinden oluştuğu bir evrende cümleler hatta bazı insanlar pek tumturaklı oluyor. Ve o karşılaşma anında dünya ile olan tüm bağımı koparmak için neler vermezdim, tek tek sıralamaya başlıyorum. Fakat listem çok uzun olmuyor.


Şimdilerde pek düşünür oldum. Kabullendiğim ve uğuruna inatlaştığım savaşlar verecek nitelikte olduğum doğrularım için neler yapabildim. Sahi, don kişot misali  düşmanlarım yerine koyduğum yelkenlerle mi savaş veriyorum? Loş ışık altında kendimi sorguya çektiğim vakitlerden biri yine! Sorgu memuru olmak bir hayli zor. İnsan kendisinden  saklanabiliyormuş. Hangi bilinmez labirentte bıraktım doğrularımı, hayalimi, gerçeklerimi? Bir mum yakıp gezintiye çıkmalı, ruhum pek kalabalık elbet bir bilen çıkacaktır. Gerçekler karanlıktan arınmalı malum..


göçebe~inci

7 Kasım 2021 Pazar

Bi Özlem






Uzun bir sessizlik, özlemin ne denli büyük olduğunu gösterir çoğu zaman. Konuşulacak o kadar şey  olmasına rağmen endişeli gözlerin ardında biriken bir sicim misali, gururun ete kemiğe bürünmesi gibi, anlaşılamamaktan korkan bir yazar gibi öylece durur ve zamanın iyileştiriciliğine kendini emanet eder özlem. Suskun ve mahcup yaramaz bir çocuğun annesini izlediği gibi sadece izler. Oyuna adım atacağı an zarar göreceği endişesi, izlemekten ötesine dahil edemez olur. 

Sis tarafından ele geçirilmiş bir şehrin üzerindeki belirsizlikten  payını alıp, küçük bir rüzgarın kendine yardım edebileceği o anın hayalinden başka bir şey düşünemez olur çoğu vakit. Korkunun, acının, savaşların, kaosun yelkenlerini yerle bir edip yerine huzurun engin mutluluğunu yerleştirmek fikri.. Hepsi uzun bir sessizliğin ardında saklı şimdi. 

Belirsizliğin ardında kaybolmuş bir Alice, rotası olmayan bir seyyah gibi.. Yolunda gitmeyen onca şeye rağmen inancın asla bitmeyeceği bir anın geleceğini bilmenin özlemi.. Bunu bilmek bile güzel.

İnci~