yukarı çıkalım mı?

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Neylerim Ben Bugünü!

Bekleyişlerin acı tadı var dimağımda
Umarsızca..
Umut düştüğü yeri yakmıyorsa neylerim ben bugünü!!



Göçebe..

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Ufka Doğru Gün Ağırırken

Kış mevsimin çocuğu.. Şubat ayından bir gün..Ne de güzel bakıyordu gözlerin, kalabalık içinde beri ararken. O çam ağacını ne zaman görsem, gölgesinde birden bire sen peydah oluveriyorsun . Senden arda kalan anılarımdan sadece birisi..Geçmişten bir şey eksik demiştim. Çekerken ciğerime bu hayatı, senin zerrelerinden yoksun olmanın verdiği garip bir buruklukla veriyordum nefesi. Acı doruğa ulaştığı zaman gözyaşı akmazmış gözlerden. Ben o doruğa ulaştım ve en nihayetinde de sürgün yedim kafileden.

Sana tekrar yazacağım aklımın ucundan geçmezdi. Ki zaten söz vermişliğim de vardı bu konuda. Ama bugünler de kim sözünde duruyor ki! Varsın olsun, bu uğurda döneklik sıfatının dibini boylayayım. Sen koksun bu satırlar. Yasak elma misali kırmızı ve bir o kadar güzel olarak.

Şimdi yine girsen rüyama. Tekrar şarkı söylesen bana. Unuttursa yaşanmışlıkların tozlu anılarını. Geriye kalan her şey hayatın bize oynadığı bir oyundan ibaret olsa. Sen sussan, ben seni dinlesem. Suskun kalışlarının ardındaki mahremiyetin ıssızlığında kansam tüm yalanlarına. Umut olsan. Asya'mın gözlerini yalnızca seninle paylaşsam. Anlına senin kaderini sürsem. Sen Asya olsan Asya da sen olsa. Ve ben, size hiç doymasam.

Göçebe..

19 Temmuz 2012 Perşembe

Kavşakta – Turgut Uyar



artık gelince biliyorum, önceleri korkardım
şöyle ufak bir şey, sudan kaçmış ayışığı
otuzbeşbin atlının dağdan gelen yankısı
önceleri açılıp gider sanırdım her şeyi
her şeyi aııp gider sanırdım, bir kez şiire konmuşsa
menekşeler, bademler, büyük adamlar, kutsal olan ne varsa
şimdi bir çekiç ve bir alan yetiyor çaresizliği anlamaya
örneğin bir eczanede bir koku duyuyorum
tamam.
oysa ben eczaneye bir ilaç için girmiştim
sirozluyum, yada mitral darlığım var, ülserliyim belki de
niyetim bin yıl direnmektir bu halde bile
romaymış, bizansmış, cumhuriyetmiş, bilmem neymiş, bahane
turuncu bir çiçek açarmış bir yerde akşamüzerleri
eskiden büyük adamlar geçmiş topuz gibiymiş her biri
(o koku)
hangi budala söylüyor artık bu sözleri
el ettim birisine, bir başkasına giymediğim şapkamı çıkarttım
ne dağları tanıdım, ne denizleri ne ötekiyi ne berikiyi
daha demin uyanmıştım, az önce, baktım
vakit akşam.
hayrola yunus kazım, hayrola karlı dağlar
hayrola karlı dağlar, hayrola yunus kazım
geceniz bereketli olsun, gününüz sağlam
ben geldim gittim işe yaramayan şeyler topladım
kancalı iğne, balık oltası, tabanca, bomba filan
dağ gölgesi, köşebaşı, odun ve duman
bu arada başağı tanrı bildim, mührümle onayladım
ağaçlara ve otlara çocuklar gibi baktım
kurda kozaya öyle, kalem kağıda öyle
derken bir ihanet gibi vurdu gözüme her şey
anlatamam.
ilaç milaç bok püsür.
şuramda bir şeyler var
sahiden bir şeyler var
haykırmadan anlatamam.