Derin uyku koynundan ayrılmak daima zor gelir. Hele bir de uykuda gördüğün rüya alemini gerçek dünyan sandıysan, vay haline..
Haziran güneşinin ruhu iyileştiren sıcaklığı meltem esintilerine esir düşmüşken, birkaç martı maviliğin koynunda volta atmaktaydı. Sol elinde soğuk ecel teri döken maden suyunu kahvaltıdan kalanların yanına bırakırken hala düşünceliydi. Hala zarftan gözlerini alamıyordu. Yumurta kabuğu dokusundaki beyaz zarf.. Gözleri bu gizli hazinenin nelere gebe kalabileceğini satır satır okuyabilecekmişçesine zarfı açmadan-açamadan sadece bakakaldı. Yazının icadından önce var olan insanlığı düşüne kattı. Zamanı mıydı şimdi? Dalgın gözlerinde buruk bir gülümseyişin gölgesi geçti.. Mektuba öyle odaklanmıştı ki tekrar tekrar söylenip anlamını yitiren kelimelere benzeyince mektubun varlığından bile şüphe duyunca içini derin bir korku kapladı.
Kapanan gözleri
hareli karmaşaya esir düşmüşken bedeni
müptelasına mahrum kalan bedenler
misali titremeye başladı. Öyle bir titremeydi ki düşmemek için küçük beyaz masaya tutundu. Masadakilerle
beraber yerle yeksan buldu kendini. mavi
porselen tabağın yere çarpıp kırılma anı biraz olsun rahatlatmış olsa da yine
de korkudan gözlerini hala açamıyordu. Başının
arkasında derin bir acı vardı, yine de açamadı gözlerini. Güneşin altında bir
süre öylece kalarak güneşin kendini iyileştirecek gücü vereceğine inanarak
sadece bekledi.
Ne kadar süre geçti, gün geceye teslim olmuştu. Hala yerde yatar halde buldu kendini. Oysa sabah derin arzuların çıplaklığına yelken açıp denize teslim olmuşken ne kadar da huzurluydu. Günün iyileştirici gücü ile deniz bir araya gelince yaşanan multivitamin etkisini şu an raporlayabilirdi. Yine de yerde yatmakta olduğunu hiçbir güç değiştiremeyeceği de aşikardı. Oysa şimdi halet-i ruhiyesi aksi yönde tam gaz yol alıyordu.
Hızlı bir şekilde yattığı yerden kalktı ve oturdu. Elini yere koyduğu anda pürüzlü keskin bir nesne temas etti. Yere saçılmış kırılmış porselen tabağı ya da kupası olmalıydı. Gün geceye dönünce karanlık içinde kaldığından tam olarak neyin ne olduğunu bilemiyordu. Diğer elini zonklayan başının arkasına götürünce koyu kumral saçları arasında kan pıhtısına gömülmüş başka keskin bir nesneyi hissetti. Göremese de bunun, parçalanmaktan kurtulamayan kupadan bir parça olduğunu düşündü. Dizlerinde gücü hissettiği anda yere yuvarlanmış sandalyesinden destek alarak ayağa kalktı. Pansuman yapmalı, etrafı toplamalı, üstüne yeni bir şey giymeliydi. Kendi ekseni etrafında dönerken yerdeki taşların ayağının altında ezilirken çıkardığı sesten ve denizin dalgasından başka hiçbir ses yoktu. Uzaklara baktı, insanlardan uzakta bir sahil evinde kaldığını anımsadı birden. Kimse yoktu. Zifiri karanlık içinde el yordamıyla eve attı kendi ve kapının arkasındaki duvarda çevirmeli prizi yokladı. Belediye çoğu zaman iyi çalışmazdı ama bu kez nedense çalışkanlıkları üzerindeydi. Ödenmemiş fatura işlemi başarıyla gerçekleşmişti. Elektrik yoktu. Gerçekten ilkel insanların varlıklarını araştırıp nasıl yaşadıklarını anlamak üzerine en uygun zaman dilimlerinden birini yaşıyordu. Temkinli adımlarla kutu kadar evin içinde yönünü bulup masa üzerinde bulunan mum koleksiyonu buldu, ceplerini yokladı ve bir adet kav kibrit buldu. Kibrit ateşi ile buluşan mum tüm karanlığı içine çekti. Orta çağ aydınlığına kavuştum sonunda diye mırıldandı. Elinde mumla kapıdan çıktı. Devrilen masa, sandalye ve kahvaltıdan kalanları topladı. Yumurta kabuğu dokusundaki mektup ile üzerinde haşlanmış yumurta kırıntıları olan kirli bir bıçağı eline aldı. Sahile çarpan dalga sesleri titreşen mum aleviyle ritim tutarken mektubu açtı. Bu bir rüya olabilir miydi?
göçebe~ inci

Ooo seni görmek güzeel :) anlattın yani yineee very good very nice :)
YanıtlaSilişte bu beee :)
YanıtlaSil