yukarı çıkalım mı?

15 Aralık 2014 Pazartesi

Adressiz Aşk




Güneş yine her zaman olduğu gibi doğudan gülen yüzünü gösteriyor. Sanki dün gece yağmur yağmamış, tüm şehir hüzünle yıkanmamış gibi. Bir anda her şey siliniveriyor. Sadece küçük su birikintisi kalıyor. Dünden kalma bir anı olarak, buruk gülümsemesiyle güneşe yalvarır gözlerle bakıyor. Her bakışında söylenmek istenilen sırlar bir bir açığa çıkıyor. “Acıların dehlizlerinde kaybolmak, yaşam damarıma giden kanı durduruyor. Anlamı sözlükte yer almayan bir kelime gibi nefessiz bırakıyor kaderimi. Sana uzansam tutabilir misin yüreğimi”. Bir mektuba sığamayacak kadar derin kelimeler yer almasına rağmen, bu kelimeler cümledeki yerini alıp gönderilecek kişiye bir türlü ulaşamıyor. Zaten adressiz aşk, nasıl bir mektubu kabul görebilirdi ki?



Saat tüm kızıllığıyla zamanı boyarken, tüm vadi iç çekişlerin ve keşkelerin sesiyle yankılanıyordu. Güneş nedense bu durumdan bir haber etrafına saçtığı altın huzmelerin ihtişamında kendini seyre dalıyordu. Ve o anda kara bulutlar güneşin etrafını sardı. Güneş artık eski güzelliğiyle görünmüyordu. Hatta neredeyse kaybolmuştu. Çünkü bulutlar gökyüzünü esir almışlardı. Su birikintisi, güneşi bir daha göremeyeceği için bulutlara küsmüştü. Sevdiği uğruna bir şeyler yapmalı ve onu kurtarmalıydı. Aklına ilk gelen şey ise rüzgardan yardım istemek olmuştu. Çağrıları duyan rüzgar derin bir nefes aldı. O kadar güçlü bir şekilde verdi ki nefesini, ağaçların kökleri titreşti, kuşlar kondukları daldan başka bir dala savruldu, bir taş yerinden oynadı… Ve daha önemlisi bulutlarda bu yerinden olma duygusundan nasibini alıp başka alemlere sürülmüştü. Su birikintisinin yüzündeki çaresizlik yerini sıcak bir tebessüme bıraktı ve gökyüzündeki sevdalısına baktı. Ya da ona baktığını sanmaktaydı.

Güneşten eser yoktu.Gecenin konuğu olan ay usul usul yer yeryüzünü izliyordu. Su birikintisi, yüreğine büyük gelen sevdasını çok geç de olsa anlamıştı. O bir güneşti kendisi ise sıradan bir su birikintisi.. Yarının bile ne getireceği bilinmezken aşık olmak ona göre bir şey miydi? Durmaksızın soru yağmuruna tuttu kendisi. Sabaha kadar bekleyip güneşe anlatmalı mıydı içinden geçenleri, yoksa sonsuza dek susmalı ve kendi içinde eritmeli ya da yok mu etmeliydi bu sevdasını bir türlü karar veremedi. Kendisini bu yürek sevdasına o kadar adamıştı ki git gide tükenmekte olduğunu göremedi. Her geçen saniyede biraz daha azalıyordu benliği. Suya özlem duyan toprak, onu kendi bünyesinde barındırmak niyetindeydi ve öyle de yapıyordu. Kaderinin son anlarını yaşadığını bilmiyor olmasına rağmen, sevdasının bulunduğu yerde yer alan aya baktı “Güneşi benim için alnından öp. Ve onu çok sevdiğimi söyle.” Dedi. Ay; bu sözlerin bir aşık tarafından dile getirileceğini biliyordu. Çünkü o, aşıkların, sevdalıların simgesiydi. Her aşık onun altına sevda yeminleri ederdi. Gerçek aşkı bir tek ay bilirdi. Güneş ise, aşıkların gözünde yalnızca batarken değerliydi. Güneş ne kadar şanslı diye geçirdi içinden. Ay, her ne kadar aşıkların simgesi de olsa ona canı gönülden aşık olan birisi olmamıştı. “Bu sözlerini sabahın ilk ışıklarına ona ileteceğim. Ama bunu senin söylemen gerekmez miydi?” dedi Ay. Ayın bu sorusuna cevap asla gelmedi. Küçük su birikintisi çoktan bitip tükenmiş toprağın koynunda sessizliğe çekilmişti…



     01.01.11 ~ Göçebe
    Şifresi Unutulmuş Blogtan Kalanlar..

4 yorum:

  1. Umarım ileride bu bloğun şifresini de unutmazsın bozuşuruz yoksa. Masaya benim için de bir kupa koyan bir arkadaşım olmuş hiçbir yere bırakmam... Ve ne güzel yazıyormuşsun bence aynı istikrarla devam etsen daha daha iyi de yazabilirsin. İyiye gitmiyor demiştin ya bence öyle değil yani.

    YanıtlaSil
  2. O günlerde blog işlerinden anlamıyordum. Sonradan şifre talep etsem de bazı sorunlar oluştu, üstelemedim. Bu blog şifresini unutmam mümkün değil. Google Plus'a bağladım, emin ellerde.. Bozuşmayız tabii :))
    Yazım konusunda istikrarsızlıkta başı çekiyorum. Aklıma gelenleri not etsem, düzeltip yayınlamaya kalksam bile beğenmediğim için rafa kaldırdığım yazılarım olur. Belki bir süre sonra düzene oturur ya da temelli feci bir hal alır. Bilmem ki :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her şey üstüme üstüme gelirken bu bloğa uğrayıp nefes alabildiğime inanamıyorum... Masaya benim için koyacağını söylediğin o bir kupa kahve var ya, onun benim için anlamı büyük... Teşekkür ederim İnci.

      Sil
    2. Bugünlerde her şey ters gidiyor olmalı.. Benimkisi de iyi sayılmaz pek..
      Başka duyguların kapılarını aralayabiliyorsam ne mutlu bana.. Ve tabii masada senin için her daim bir kupa kahve olacak. Asıl ben tesekkür ederim Fidan.. Küçük şeylerle mutlu olabilen insanları bile üzüyorlar ya ne demeli bilmem ki...

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...