yukarı çıkalım mı?

27 Aralık 2014 Cumartesi

Bir Acı Çığlık

                                                    Bir Acı Çığlık 




Uzun zamandır suskunluğum ile başbaşayım. Suskunluğun yorgun açlığı karşısında daha nereye kadar dayanabilirim. Tüm sabır taşlarının  çatlayacağı güne kadar sabretmek tek dileğim..  Dudaklarımın mührü kurumuyor inat edercesine. Acının canlı bir kanıtı olarak asılı kalmaya devam edecek boşluğumun başrolünde.  Taçlandırılmış bir yalnızlık ile birlikte.




Umudun bir köşesine başımı yaslayıp düşüncelerimin savaşında yenilgilerimi gözetmek.. Yorgunum, anlamıyorsun.  Aynı yükleri bir hiç uğruna göğüsleyip bu savaştan mağlubiyetle, en az hasarla çıkıp gitmeyi ne çok istiyorum, göremiyorsun. Bir başka sorunun bir başka cevabı olmak değildi amacım. Kendi doğrularımı bulamazken, kendi gönlümde boğuluyorken bir başkasının  derin sularında nasıl açılabilirdim? Yabancılıklar ürkütür, yıldırır beni. Sonunu göremediğim karanlık sularda yok oluşuma, bu kadar kolay bir varmış bir yokmuş olacağıma nasıl inandırabilirsin beni, söyle nasıl? Oradan oraya sürükleyebileceğin bir kukla bebek değildi hayallerim. Bulutların şekillerinden resimler çizerdim gökyüzüne, ağaçların dallarından simalar yaratırdım yeryüzüne, çatlamış duvar izlerinde kendimden bir parça arardım ben. Bir çocuk gibi.. Gece usul usul çökerken üzerimize yıldızlardan masallar dizerdim geceler boyu, avuturdum yüreğimi. Acılarımı, sevdamı paylaşırdım tanımadığım insanların ifadesiz yüzlerinde. Sokak köşesinde unutulmuş, sararmış yaprakların üstünü örttüğü tükenmez kalemin kaderine üzüldüğün oldu mu hiç, söyle bana! Hiç ölüm gördü mü gözbebeklerin? Doğumu ve ölümü bir yazılan bedenin üzerinde gözyaşlarının ne kadar aciz, biçare olduğunu? İçimdeki fırtınaların sahillere vuramayışında paramparça olan bir zihin ile baş başa kalmak ne kadar zor ve ne kadar acı. İnan, tarifi mümkün olmayan  acı bir çığlık arda kalan.




Zaman.. Ne esir olacak kadar aciz, ne de durup dinlenecek kadar güçsüz.. Ucu bucağı görünmeyen denizden farksız. Zerrecikleri arasında kaybederken kendimi, o ise elini eteğini dünyadan çekmiş gayriihtiyari bir huzurla seyretmekte yok oluşumun izlerini .. Bir is gibi, sonsuz boşluğa yuvarlanan hayalleri bir bir yutuyor. Daha bir acıtıyor sol yanımı, düşmesine izin veremediğim anılar. İnsan acılarıyla yaşadığından emin olurcasına sımsıkı sarılıyor, kanattığından bir haber ruhunu. Ruhu kanarken daha bir sarılır insan acılarına can simidi gibi. Neden? Senin de ruhunu kanattılar mı en ummadığın zamanlamaların kovuğunda. Neden cevapsızdır sorularım, bunu bilir misin peki? Suskunluğa bürüşün ne acı. Bir acı çığlık gibi.

Göçebe~

4 yorum:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...