yukarı çıkalım mı?

13 Mart 2012 Salı

Mutluluk


     Yine şikayetler eşliğinde bir güne merhaba. Her sabah  olduğu üzere bıkmadan usanmadan, gözlerini tavana diker, "Acaba bugün başıma yine nelere gelecek?" diye iç geçirir  ardından  kahvaltı yapmak üzere yatağından kalkardı. İki bilemedin üç dilim ekmek, bir bardak çay, dört adet siyah zeytin bir parça da beyaz peynirle dertleşerek zaman öldürürdü. Televizyonda aynı programları görmekten sıkılmaz, son ses açar pür dikkat izlermiş ayağına yatardı. Fakat aklını daima başka duraklara yolcu ederdi. Yine böyle bir gündü sanırım..  Miskinlik uykusundan uyandı. İlk kez tavana bakmadan, iç geçirmeden, sızlanmadan.. Mutfağa yöneldi ve ağzını musluğa dayayarak kana kana su içti. Derin bir nefes aldı. Gerinebildiği kadar gerindi.. Pencereden süzülen güneşin vücudunu iyileştiren etkisiyle bir süre şehri izlemeye daldı. Sebebini bilmediği bir mutluluk peydah oluvermişti. Derinlerde bir yerde yaşanmayı bekleyen güzellikler vardı, bundan emindi.



      Spor yaptığı günlerde giydiği eşofmanlarını çekti üzerine ve mp3 çalarıyla vurdu kendini yollara. Doğayla iç içe olmak oldum olası ona iyi gelmişti. Sebebini bilmediği mutluluğunu beslemek istiyordu. Bu yüzden evinin arka tarafında yer alan ormana daldı. Müziğin verdiği çoşkuyla, evinden ne kadar uzaklaşmış olabileceğini hiç düşünmemişti.. Dinlediği şarkıyla sesli bir şekilde eşlik ederken, avcıların vurduktan sonra gözden kaçırdıklarını tahmin ettiği yaralı tavşanı gördü. Hiç düşünmeden aldı ve evine gitti. Yarasına pansuman yaptı. Evdeki yalnızlığına bir ortak bulmuştu. O da ne yazık ki ilgi göstermekten çok ilgiye muhtaçtı ..

      Şehrin en uzak köşelerinden gelen yağmur bulutları akın  istila etmişti gökyüzünü. Ve bir kaç dakikaya kalmadan da yağmur peydah oluvermişti işte. Yağmur ve toprak yan yana gelince o kadar güzel bir koku oluşuyordu ki. Bu koku insana huzur veriyordu. Aynı Selim'e yaşattığı huzur gibi. Dün başladığı romandan bir kaç sayfa daha okudu, bir bardak süt içti, küçük bir sandviç yaptı anında mideye indirdi, bir bardak süt daha içti. Artık geceyi tamamlamaya hazırdı. Elinde ikiye bölünmüş havucu adını Pırtık koyduğu tavşanına verdi ve yatak odasına geçti. Gün boyunca onu saran huzuruyla uykuya yol aldı. Yalnız değildi artık ve mutluydu.


Göçebe..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...